Arzu

 



Arzular, insan ruhunun ateşidir. Onlar olmasa, yürek kıpırdamaz, akıl bir hedefe yürümez, hayat ise donuk bir aynaya dönüşür. Fakat her ateş gibi arzu da yakıcıdır; onu taşımasını bilmeyen, sonunda küllerine mahkûm olur.


İnsan, var olduğu günden bu yana hep bir şeyler arzuladı: özgürlüğü, sevgiyi, bilgiyi, gücü, güveni… Bu doğaldır, çünkü arzu insanın içgüdüsüdür. Fakat mesele arzuda değil, ona nasıl yaklaşıldığındadır. Zira arzular, akıl ile yoldaşlık etmediğinde sahibini tutsak eder. Ve insan, kendi arzularının zincirinde bir mahkûma dönüşürken farkında bile olmaz.


Oysa arzu, doğru kullanıldığında yol gösterir; seni ileriye taşır, üretmeye sevk eder, hayata anlam katar. Onu bastırmak değil, onunla dost olmak gerekir. Ama bu dostlukta sınır şarttır. Arzunun iplerini gevşetirsen o seni sürükler; sıkı tutarsan sen onu yönlendirirsin.


Kendine sormalısın bazen: “Gerçekten bunu mu istiyorum, yoksa sadece istemeye alıştığım için mi arzuluyorum?” Çünkü her istek, sana ait değildir. Bazıları toplumun, bazıları geçmiş yaralarının, bazıları ise sadece can sıkıntısının fısıltısıdır.


Arzularının esiri olan, hayatın da esiri olur. Ama arzularını tanıyan, anlayan ve yöneten kişi… O, hem kendisinin efendisi hem de hayatın gerçek yolcusudur.

Yorumlar

Popüler Yayınlar